"Kuralların olduğu bir ülkeyi inşa etmediğimiz sürece, hepimizin canı su içerken bile tehlikede"
Anahtar Parti Kayseri İl Başkanı Elvan Öztürk, Türkiye’deki tüm işletmelerin mavi etiketli hale gelmesini önererek, “Türkiye çok dramatik anlar yaşıyor. Özellikle İstanbul'daki dört kişilik ailenin zehirlenme sonucu hayatını kaybetmiş olması. Hemen akabinde genç bir kızımızın kahvesine yanlış sıvı konulması sebebiyle büyük bir dramatik sıkıntı yaşıyor olması insanları ister istemez tekrar sorgulamaya yöneltti. Nasıl ki biz sahil tatiline gittiğimizde en güvenli yer olarak mavi bayraklı bir sahili bulma arayışı içerisine giriyorsak veya bir asansöre bindiğimizde asansördeki mavi etiketi gördüğümüzde, ‘evet, burası daha önce denetlenmiş, kontrol edilmiş ve güvenlik taşıyor’ izlenimini elde ediyorsak, ben Türkiye'deki tüm işletmelerin mavi etiketli hale gelmesini tavsiye ediyorum, öneriyorum” dedi.
Anahtar Parti Kayseri İl Başkanı Elvan Öztürk, İstanbul’da dört kişilik ailenin zehirlenerek hayatını kaybetmesi konusunda önerilerde bulundu. Başkan Öztürk, Türkiye’deki tüm işletmelerin mavi etiketli hale gelmesini, mavi etiketi işletmeler ve mavi etiketli olmayan işletmeler arasında rekabet oluşturabileceğini de belirterek, “Türkiye çok dramatik anlar yaşıyor. Özellikle İstanbul'daki dört kişilik ailenin zehirlenme sonucu hayatını kaybetmiş olması. Hemen akabinde genç bir kızımızın kahvesine yanlış sıvı konulması sebebiyle büyük bir dramatik sıkıntı yaşıyor olması insanları ister istemez tekrar sorgulamaya yöneltti. Yani denetimsizliğin, takipsizliğin ve devletin kurumlarının kendi görevlerini ne kadar doğru yerine getirip getirmediğiyle ilgili insanlarımızın kafasında ciddi şüpheler oluşmaya başladı. Bunlar aslında geçtiğimiz yıllarda da yaşanmış olmasına rağmen, ancak yeni örnekler yaşandığında tekrar hatırlıyor oluyoruz maalesef. İnsan şuna üzülüyor: Bu tür hadiseler yaşandıktan sonra devlet yetkililerinin çıkıp, işte bin küsur tane denetim yaptık, 300 kişiye ceza yazdık, 200 kişiyi işinden men ettik gibi halkın bilmediği, anlamadığı, duymadığı ve bu ölümlere hiçbir faydası olmayan açıklamalarının aslında çok da bir kıymeti olmuyor. Bu konuda yetkililerin üzerine düşen vazifeyi tam ve hakkıyla yerine getirmesi ve insanımızın, nasıl bir dünyada yaşıyoruz ki, düşünün; yemek yerken, otelinizde tatil yaparken, uyurken, kahve içerken ölebiliyorsunuz. Bu nasıl bir başıboşluk diyesi geliyor insanın. Bu konuda yapılması gerekenler var. Ben bu konuyla ilgili şöyle bir önerim olacak: İnsanlarımıza bir tercih hakkı sunmamız lazım. Nasıl ki biz sahil tatiline gittiğimizde en güvenli yer olarak mavi bayraklı bir sahili bulma arayışı içerisine giriyorsak veya bir asansöre bindiğimizde asansördeki mavi etiketi gördüğümüzde, ‘evet, burası daha önce denetlenmiş, kontrol edilmiş ve güvenlik taşıyor’ izlenimini elde ediyorsak, ben Türkiye'deki tüm işletmelerin mavi etiketli hale gelmesini tavsiye ediyorum, öneriyorum. Şimdi devletimiz açıkladı, ‘şu kadar denetleme yapıyoruz, şu kadar ceza kestik’ diye. Bu denetlemeler sonrasında yeterlilik sahibi olan işletmelere birer mavi etiket yapıştırılsın, QR kodlu. Ben oraya geldiğimde bu QR koduyla bu işletmenin ne zaman denetlendiğini, kimler tarafından denetlendiğini ve denetimde hangi kriterlere bakıldığını ve bir sonraki denetimin ne zaman olacağını görebileyim. Dolayısıyla alışveriş yaparken, bir simit alırken, bir eğlence mekanına giderken, bu emniyetle gideyim, gözüm mavi etikette olsun. Bu, mevcut işletmeler arasında da rekabeti ve standardı yükseltecek bir uygulama olacağını tahmin ediyorum. Çünkü insanımız denetlenmiş yerleri bilip bunu tercih edebilme imkanına kavuşmalıdır” şeklinde konuştu.
‘KRALCILIĞIN DEĞİL, KURALLARIN EGEMEN OLDUĞU BİR ÜLKEYİ İNŞA ETMELİYİZ’
Başkan Öztürk, kuralların egemen olduğu bir ülke inşa edilmediği sürece, su içerken bile canımızın tehlikede olduğunu söyleyerek, “İroni yapmak istiyorum: Eğer harakiri bu memlekette bir gelenek ve dinimizin de izin verdiği bir husus olsaydı, son 10 yılda hiçbir anlamsız şekilde ölen insanların sorumluluğunu taşıyan kişilerin bunu yaptığını düşündüğümüzde, muhtemelen ne Bakanlar Kurulu'nda ne de devlet dairelerinde üst düzey hiçbir görevli kalmamış olurdu. Binlerce insanımızı bu ihmallere kurban verdik. Hülasa cümlem şudur: Kralların ve kralcıların değil, kuralların egemen olduğu bir ülkeyi inşa etmediğimiz sürece, hepimizin canı öyle veya böyle su içerken bile tehlikede” açıklamalarını yaptı.