Günümüzde Türkiye’de gençler arasında ve bilhassa üniversite mezunları arasında işsizlik oranının oldukça yüksek olduğuna hepimiz şahidiz. İşin ilginç tarafı bir taraftan işsizlik kol gezerken diğer taraftan pek çok sektöre mensup iş veren de çalıştıracak eleman bulamadığından şikayetçi durumdadır. Hakikaten mesela Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’ne gittiğiniz zaman, pek çok iş yerinde “Vasıflı-vasıfsız işçi alınacaktır” ilanları ile karşı karşıya kalırsınız. Ülkenin pek çok yerindeki OSB’lerde durumun bundan farklı olmadığını tahmin etmek zor değil. Tarım ve hayvancılık alanlarında da benzer sorunlar yaşıyoruz. Çiftçilerimiz ve hayvancılarımız, çalıştıracak tarım işçisi veya çoban bulamıyorlar. Burada işsizliğin yanında, daha bir derin sorunla karşı karşıya olgumuzu artık idrak etmemiz gerekiyor.
Yukarıdaki manzara bahsedilen vaziyet, çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır ki ülkenin iktisadi yapısı ve ihtiyaçları ile insan malzemesi birbiriyle uyumsuzdur. Bu manzaranın en temel sebebi, insanımızın yetiştirildiği yerle, yani eğitim sistemimi ile alakalıdır. Ülkenin eğitim sistemi ve bu sistemin vasıtaları olan eğitim kurumları, ülkenin ihtiyacı doğrultusunda insan yetiştirmemektedir. Eğitim sisteminin nitelikleri konusundaki tartışmalar, Türkiye’de yıllar, hatta yüzyıllardır devam etmektedir. Bu ayrı bir mesele. Ancak eğitim sisteminden çıkan insanlarımızın gündelik hayatta kendine iktisadi olarak bir yer veya karşılık bulamaması bambaşka bir meseledir. Burada çok temel bir sorun mevcuttur.
Bunu duymak bazı kesimlerin hoşuna gitmeyecektir belki, ama en temel sorun on iki yıllık zorunlu eğitim gibi görünmektedir. Ortaokul sonrasında insanımızın zorunlu bir şekilde eğitime devam ettirilmesi, bir taraftan insanımızın meslek öğrenerek ileride kuracağı hayatın temellerini atmasının önünde engel teşkil ederken diğer taraftan da ülkenin ihtiyacı olan ara eleman açığının kapanmasına engel olmaktadır. Zorunlu bir şekilde lise eğitimini tamamlayan bir gencin önünde çok fazla seçenek bulunmamaktadır. Ya üniversiteye gitmek zorundadır ya da hayata vasıfsız olarak atılmak… Her iki durumun da gençlerin geleceği açısından olumlu sonuçlar verdiğini söylemek doğru olmayacaktır. Zira hayata vasıfsız olarak atılan bir gencin gerek kendisine gerekse ailesine müreffeh bir hayat kurma olasılığı oldukça düşüktür. Üniversiteye gitmeyi seçen gençlerin ise büyük oranda vasıflı işsiz adayı olacaklarını farkına varmaları için çevrelerine bakmaları yeterlidir. Zincir marketlerin şubeleri üniversite mezunu kasiyerlerle doludur. Bu durum, gençlerimiz açısından büyük hayal kırıklığı kaynağıdır.
İşin bahsedilen bu insani boyutunun yanında, cemiyet hayatı, dolayısıyla ülke açısından da feci sonuçları ortaya çıkmaya başlamıştır. Yukarıda temas edildiği gibi, ülkede çok ciddi bir ara eleman açığı meydana gelmiştir. Bu da ülkede pek çok sektörün kapasitesinin altında faaliyet göstermesine sebep olmaktadır. Fabrikalar tam kapasiteyle çalışamamakta, üretim had safhaya ulaşamamakta, hayvancılık ve tarım her geçen gün gerilemekte, dolayısıyla pek çok tarım ve hayvancılık ürünü gıda dışarıdan ithal edilir hâle gelmektedir. Bu durumun ve sebep olduğu iktisadi çöküntünün önüne geçmek için, Türkiye’nin derhâl on iki yıllık zorunlu eğitim yanlışından dönmesinde fayda var. Ortaokul sonrasında insanların meslek öğrenmeleri için hayata atılmaları sağlanmalı. Bunun hem insanımıza hem de ülkenin iktisadi kalkınmasına sonsuz faydası olacaktır.
Sanayi ve tarım – hayvancılık alanları ile entegre edilmiş nitelikli meslek liselerinin arttırılması da bu sorunların çözülmesine büyük katkı sağlayacaktır. Şehirlerde gençlerin ortaokul eğitimi sonrasında sanayi ile ilişkisini artıracak bir sitemin geliştirilmesi hem gençlerimizin ileriki hayatlarını daha sağlam temeller üzerine inşa etmelerini temin edecek hem de ülkedeki ara eleman açığının kapanarak sınai üretimin artmasına sebep olacaktır. Tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu veya bu alanlara yatkın bölgelerde de tarım ve hayvancılık alanına odaklanan meslek liselerinin açılması, bir taraftan gençleri meslek sahibi yaparken diğer taraftan fenni tarım ve hayvancılığın gelişmesine katkı sağlayacaktır. Elbette burada başka bir sorun daha ortaya çıkmaktadır. İnsanımızı köylerde ve kasabalarda tutma sorunu. Köylerin boşaldığı, yazlık hâline geldiği, hatta gençlerin yazın da uğramak istemediği sıkıcı mahaller olduğu sır değil. İnsanlar, çeşitli sebeplerle köyleri terk etmişlerdir ve etmeye devam etmektedirler. Köylerdeki ilköğretim sorunu da bu sebeplerden bir tanesidir. Köy okulları öğrenci azlığı sebebiyle kapanmakta, bu da geriye kalan ilkokul çağında çocuk sahibi ebeveynlerin de köyleri terk etmelerine sebep olmaktadır. Böylece ülkenin birçok bölgesinde tarım ve hayvancılık bitme noktasına gelmiştir. Devlet her ne pahasına olursa olsun köylerdeki ilkokulları açık tutmanın yollarını bulmalıdır. Hayatının üretim çağında olan insanımızı köylerde tutmanın başka yolu yoktur. Bu aynı zamanda işsiz öğretmenler ordusunun da bir nebze azalmasına sebep olacaktır. Köy okulları açık tutulurken büyük köyler veya kasabalarda ortaokullar için de aynı uygulama yapılmalıdır. Eğitim sebebiyle köylülerimizin ilçe veya şehirlere göçünün önüne geçilmeli.
Bu önlemler alınmadığı takdirde, Türkiye’de cemiyet hayatı, eşiğinde bulunduğu büyük iktisadi çöküşten kurtulmakta büyük zorluk çekecektir. İnsan potansiyelimizin yanlış eğitim politikaları ile heba edilmesi, cemiyetimizi uçurumun kenarına getirmiştir. Ülkemiz orta eleman açığı içinde boğulan bir vasıflı işsizler cenneti hâline gelmiştir. On ki yıllık zorunlu eğitimden vazgeçmek, bir taraftan da insanların gereksiz miktarda üniversiteye gitmelerinin önüne geçeceği için, üniversitelerde niteliğin artması sonucunu doğuracak ki bu sonuç, ülkemizin ilmî kalkınmasına da büyük fayda sağlayacaktır.









Sayın hocam çok güzel ifade etmişsiniz. Aslında meslek liseleri tam da bu amaçla tasarlanmışlar ancak uygulamada meslek liselerine hiç bir nitelikli! liseye giremeyen veya lise okumak istemeyen, başta sistemin sonra da ailesinin zoruyla gelen öğrencilerle dolunca meslek liselerinde ders veren öğretmenlerin de öğretme motivasyonu gitti. Meslek liseleri, müfredatında temel dersleri ve teorik ders sayısını asgari tutup, `-65 uygulama atelye derslerine ağırlık verilerek ıslah edilebilir. Meslek liselerinin ürettiği ürünler piyasada karşılık bulunca hem okuyan öğrencilerin motivasyonu artar hem de meslek lisesine gitmeyi düşünen aday öğrencilerin. Fikirdekiler hayata geçince tasarıda olduğu gibi olmuyor ama hayata geçirmeyince de hiç bir şey olmuyor. Umarım güzel gelecekleri olsun ülkemiz gençlerinin, çocuklarının.
Teşekkür ederim sayın hocam. Gelecek güzel olsun inşallah.
Kıymetli görüşleriniz için teşekkür ederiz hocam fakat eklemek istediğim şu ki,ortaokulu sonrası çocukları iş hayatına yönlendirmekte geç kalmaya sebep olacak bir uygulama zannımca.Daha önceki sistemden biliyoruz ki ergenlik çağına ulaşmış bir çocuğu ustası/patronu şekillendirmekte eğitmede zorluk çekiyor.Okumak istemeyip zorla okula giden öğrenciler diğer öğrencilere de engel olabiliyor.Bu açıdanLise kısmının zorunlu eğitimden kaldırılması lisede okumak isteyenleri rahatlatsa da ortaokulu için bunları söylemek zor.Naçizane önerim şudur ki,İlkokul kısmı 5 yıl veya 1 yıl daha eklenebilir sonrası zorunlu olmayan tercihe dayalı eğitim.
Gökçe Hocam, Köşe yazarlığınız hayırlı ve uğurlu olsun. Tebrik ederim. Yüreğinize ve ellerinize sağlık.Yalnız kadın iç çamaşırı reklanını gazete yazınıza koymasa imiş.Selamlar
Teşekkür ederim Hamit Bey.