Değişmeyen tek bir şey varsa o da değişimdir.
Değişmeyen haliyle devam eden değişimin genel geçer hali, hepimizin yaşamında tüm ağırlığıyla varlığını hissettiriyor.
Hatta o kadar hızlı bir değişim rüzgarı esiyor ki buna rüzgar demek bile kısıtlı bir tanımlama oluyor.
Fırtına veya kasırganın o müthiş gücü, günümüz değişimine örnek olup ayak uyduracak emsal oluşturamıyor.
Bulunduğu ortama adapte olup, kendi medeniyet kurgusunda değişimi sindirerek yaşama adapte olmaya çalışan biz insan evlatları,
Sahip olduğumuz doğalzekamızla,
Yarattığımız yapay zeka denilen önü alınamaz teknolojinin kontrolünü ne kadar elinde tutup tutamayacağının ilginç karmaşasıyla karşı karşıya kalıyor.
Bilgisayarların insanı yenebilecek düzeyde bir zekaya hiçbir zaman ulaşamayacağını 1950 li yıllarda net bilgi olarak sunan bilim insanları, Deep Blue bilgisayarının 1997 yılında satranç dünya şampiyonu Kasporov’u yenişini izliyor, 9 yıl sonra ise basit bir bilgisayar programının dönemin dünya şampiyonu Kramnik’i yenmesini olağan karşılıyorlardı.
2011 yılında espriye, ironiye ve cinaslarla bir bilgisayar tarafından kavranması çok zor olan Riziko diye bir oyunda Watson bilgisayarı, dünya çapındaki iki oyuncaya galip geliyordu.
2015’de Google’ın bir programı kendi başına 49 atari oyununu öğreniyor ve kendi geliştirdiği stratejilerle insan zekasını şoke ediyordu.
Gözlenebilir evrende bulunan bütün atomların sayısından daha fazla bağdaşıma bağlı olan, karmaşıklığı kadar bellek ve saf matematiğin dışında sezgi ve strateji gerektiren bir Çin klasiği olan Go oyununu yine bir Google programı, yapay zekasıyla kendi kendine öğrenip, 2015 de Avrupa daha sonra da dünya şampiyonunu yeniyordu.
Kendilerinin kopyalarını üreten ve zamanlarını hayatta kalabilmek için hesaplar yapmakla geçiren birer canlı algoritma olan bizler, kendi bilişsel algoritmalarımızın fark yaratan yönünü yapay zeka denilen teknolojinin uçsuz bucaksızlığına bırakıp teslim mi oluyoruz?
İnternet uygulamalarıyla başlayıp,
İş alanındaki finansal hizmetlerle devam eden,
Algı (akıllı şehirler) ve otonomuygulamalarla (sürücüsüz araçlar gibi) gün be gün yaşamımızın olmazsa olmazı haline gelen yapay zekanın geldiği nokta gelecekteki insan kurgusu üzerinde, yine biz insanların kendi sorgulamasını yapması gereken en önemli olgu olarak beliriyor.
Bilişsel algoritmalardan ibaret olan bu canlı kanlı organizmalı yaşamımızda;
“Bir teknolojinin kısa vadedeki etkilerini abartma, uzun vadedeki etkilerini ise küçük görme eğiliminde oluruz” tespitini ortaya koyan Amara Kanunu da göz önüne alacak olursak,
Bir yazılımın dışında,
Kurnazlık gerektiren, blöf yapılan, beden dilinin inceliklerini yansıtan davranış biçimlerini de içeren psikolojik oyunlarda bile rahat rahat galip gelen yapay zekalar,
İnsanlığı kendi algoritmalarının bünyesine katıp esir mi alacak?
Yoksa onca zeka ve duygu üstünlüğüne rağmen ulaştığı seviyede,
İnsanlığın hizmetinde mi kalacak…
Yorumlar
Kalan Karakter: