Bazı insanlar vardır, mesleklerini yapmaz… yaşar.
Oktay Ensari işte öyle bir adamdı.
Her günü bir şiir gibi başlar, bir haber gibi biterdi.
Sabahın henüz şehre uğramadığı saatlerde, Kayseri’nin serin ayazı sokakları dolaşırken bir büro kapısı sessizce aralanırdı. İçeride bir çay demlenir, bir simit kırılır, ve bir adam, günün kaderini yazmaya başlardı.
Heyecanı hiç eksilmedi onun. Sanki ilk günkü gibi, sanki her manşet bir memleket meselesi, her satır bir vicdan borcuydu.
Hürriyet onun için bir gazete değil, bir yuvaydı. Ustası Mahmut Sabah’tan devraldığı o sorumluluk sıradan bir görev değil, bir bayraktı adeta. Ve o bayrağı Erciyes’in zirvesine dikti.
Gün bitmeden gitmezdi evine… Çünkü onun için gün, yazılmamış bir haber kaldıysa bitmemiş sayılırdı. Başbakanlar geçti o satırlardan, bakanlar, vekiller, insanlar… Ama o hiçbir zaman kendini yazmadı. Hep başkalarının hikâyesini anlattı, kendi hikâyesini bir şehrin hafızasına bırakarak. Kayseri’ye benzedi zamanla. Duru, sağlam, vakur.
Gazeteciler Cemiyeti’nde sadece başkan değildi; bir okuldu, bir çınardı. Nice kalem onun gölgesinde büyüdü, nice genç onun vesilesiyle mesleğe tutundu.
Şimdi her biri görev başında. Her biri onun bıraktığı yerden doğruyu yazmanın ağırlığını taşıyor. Benim telefon rehberinde hâlâ adı yazılı. Ama aslında, en çok kalplerde kayıtlı. Bir dosttu o… Sadece mesleğin değil, insanlığın da ustası.
Ali Ceran… Veli Altınkaya… Ve Oktay Ensari… Bir şehrin ruhuna kazınmış üç isim, üç hatıra, üç dua… Şimdi gökyüzünde bir haber daha yazılıyor sanki: Sessiz, derin ve ebedi. Ve biz burada, onun bıraktığı satırların arasında şunu fısıldıyoruz: “Bazı insanlar ölmez… Sadece son baskıyı yapıp, ebediyete gider.”
Allah rahmet eylesin… Kabirleri cennet bahçesi olsun. Özlem ve Vefa ile.
Yorumlar
Kalan Karakter: