20 Haziran 2026 sabahı, Türkiye saati 08:00 itibarıyla Türkiye Millî Futbol Takımımız gol atamadan aldığı ikinci mağlubiyeti neticesinde, 24 yıl aradan sonra katıldığı Dünya Kupası’ndan elenmiş oldu. Nispeten kolay addedilen bir grupta, gol atılamadan üst üste alınan bu iki mağlubiyet, bütün Türk milletini hüsrana uğratırken bazı kesimlerde ciddi bir öfkenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu hüsran ve öfkenin Millî Takımlar seviyesinde nasıl bir depreme sebebiyet vereceğini önümüzdeki günler gösterecektir. Yetkililerin gereğini yapacağına ve bu durumun müsebbiplerinin bedelini de ödeyeceklerine şüphe yok.
Yetkililer işlerini yapa dursunlar, cemiyet olarak hepimizin ve cemiyetimizi idare etme makamlarında kaim olanların da bu durumdan çıkarabilecekleri pek çok dersin olduğu kanaatindeyiz. Elbette pek çok olumsuz şey söylenebilir, menfi yorumlar yapılabilir. Ancak Türk milletinin atalarından miras aldığı güzel hasletlerinden biri olan “iyi tevil ederek hayra hamletmek” üzere davranmakta fayda vardır.
Dünya Kupası yaklaştıkça, bütün Türkiye’nin bambaşka bir ruh hâline büründüğüne dikkatlice bakan her göz şahit olmuştur. Cemiyetimiz bütün unsurlarıyla gün geçtikçe yükselen bir heyecan dalgasına tutuldu. Oyun alanlarında, okul bahçelerinde çocuklar; caddelerde, kahvelerde, okullarda, üniversitelerde gençler; çarşıda, pazarda, ticarethanelerde, cami avlularında, ağaç altlarında, park banklarında yetişkinler; cemiyetin her kesimi az veya çok bu heyecan etrafında cem eden sohbet halkalarına dâhil oldular. İlk maçın günü yaklaştıkça, sokaklarda, vitrinlerde, ekranlarda, pencerelerde, balkonlarda velhasıl seyirlik tüm alanlarda kırmız beyazın elvan elvan baskın renkler hâline geldiğine şahit olduk hep beraber. Ve ilk maç günü geldiğinde bütün Türkiye’de nefesler tutuldu. Türkiye’nin yarısı o geceyi uykusuz geçirdi, diğer yarısı sabah ezanıyla kalktı âdeta.
Pek çok ildeki hava muhalefetine rağmen, binler on binler sadece salonları değil, meydanları ve parkları da doldurdular “sabahın körü” denilen o vakitte. Belediyeler, üniversiteler ve daha pek çok müessese halka çay, simit, çorba dağıttı bedelsiz olarak. Velhasılıkelam, Türkiye, bütün unsurlarıyla millî bir heyecana gark olmuş durumdaydı. Her ne kadar bu heyecan daha sonra büyük bir sukutuhayale dönüştüyse de bu durumdan çıkartılabilecek pek çok içtimai dersler mevcuttur.
Bu heyecanın tek sebebi spor merakı mı idi? Yüz binleri, milyonları aynı coşku ile galeyana getiren sadece futbol aşkı mı idi? Ekseriya parçalı hem de çok parçalı bir manzara arz eden Türkiye cemiyetini âdeta yekvücut hâle getiren hissiyatın tespit edilip memleket lehine olacak şekilde sevk ve idare edilmesi, idarecilerin üzerine düşen en önemli vazifelerdendir. Türkiye Millî Futbol Takımının kısacık Dünya Kupası serüveni göstermiştir ki Türk cemiyetinin içtimai ruh ve hayatiyeti doğru şekilde sevk ve idare edildiği takdirde, ortaya esasını millî gayretten alan içtimai bir kuvvet çıkabilmektedir. Türk cemiyetini meydana getiren fertler, takat ve güçlerini, içeride birbirine karşı değil, ortaya konulacak müşterek haricî hedeflere yöneltmeye teşne olmuştur.
Türk cemiyetinin sevk ve idare makamlarında kaim olanlar, cemiyetin dikkatini haricî hedeflere tevcih edip müşterek gayelere sevk etmekle mükelleftirler. Türk milleti, kısa Dünya Kupası serüveni esnasında, bütün kesimleriyle millî gayelere sevk edilmeye hazır olduğunu ispat etmiştir…
Yorumlar
Kalan Karakter: