Uzun zamandır Türk toplumunun farklı kesimlerinin müşterek şikayetinin cemiyet hayatımızda meydana gelen bozulmalar olduğu herkesin malumudur. Ahlaki çöküntü, kamu vicdanında meydana gelen aşınmalar, genç nesillerin ananevi Türk yaşamından uzaklaşması gibi konular, hemen herkesin şikayetçi olduğu meseleler idi. Aslında kamu vicdanını rahatsız eden bütün hususların esasını “ahlak” meselesinin teşkil ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak burada “ahlak” kelimesinden kastın sadece namahrem konularla alakalı bir mesele olmadığını hemen ifade etmek gerekir. Burada kasıt, günümüzde daha çok “etik” şeklinde ifade edilmeye başlanan kavramdır. Bunlar uzun zamandır kamuoyunda tartışılagelen mevzular olmuştur. Ancak yakın zamanda bazı okullarda art arda meydana gelen elim hadiseler, artık meselenin tartışılmaktan ziyade, acilen zaruri tedbirlerin alınıp halledilmesi gerektiğini bütün dehşetiyle ortaya koymuştur.
Dünyada meydana gelen gelişmeler de çok büyük nispette tesirli olmakla birlikte, bilhassa 2000’li yıllarda Avrupa Birliğine uyum süreci esnasında tatbik ve icra edilen pek çok uygulama ve kanun neticesinde, Türk cemiyet hayatı temellerinden sarılmıştır. Türk cemiyet hayatıyla tamamen tezat teşkil eden pek çok kanun meri hâle gelmiştir. Bu durum, sosyal medyanın da tesiriyle dünyadaki pek çok nahoş gelişmeyle birleşince, Türk cemiyetinin pek çok kesimi, ananevi Türk yaşamı ile bağlarını ya tamamen kesmiş ya da asgari seviyeye indirmiştir. Bilhassa çeşitli “özgürlükler” adı altında, cemiyetin şirazesinin teşkil eden pek çok denge unsuru ortadan kaldırılmıştır.
Bu “özgürlüklere” ilk kurban edilen, “mahalle baskısı” şeklinde adlandırılması moda hâline gelmiş olan ve cemiyet hayatının muvazenesini oluşturan birtakım içtimai kısıtlamalar olmuştur. Eskiden beri, Türk ahlak ve seciyesine aykırı olan bazı davranışların kapalı kapılar ardında icra edildiği herkesçe malum bir hakikattir. Ancak bu davranışların gizli saklı olması, bir taraftan ahlaksızlığın gizli ve kişiyle vicdanı arasında kalmasını sağlarken bir taraftan da yayılmasına engel teşkil ediyordu. Ancak çeşitli “özgürlükler” adı altında bu davranışların aleni hâle gelmesi neticesinde hem kamu vicdanı büyük yara almakta hem de ahlaksızlığın sıradanlaşıp yaygınlaşır olmuştur. Bu durumda cemiyet hayatındaki ahlaki çöküntüyü hızlandırmıştır. Eskiden herhangi bir münasip olmayan davranış, yedi kat yabancılar tarafından ihtarla men edilirken günümüzde insanlarımız kendi kardeş çocuklarının uygunsuz davranışlarına müdahale etmekten imtina eder hâle gelmiştir. Bu da ahlaksızlığın cemiyet hayatına tahakküm edebilmesinin önündeki en büyük engel olan mahalle baskısı adlı içtimai muvazenenin ortadan kalkmasına sebep olmuştur.
Bu “özgürlükçü” zihniyet, en büyük tahribatı çocuk terbiyesi sahasında yapmıştır. Çocuk terbiyesinin her iki alanın teşkil eden aile içi terbiye ve okuldaki talim ve terbiye de bu tahribattan nasibini almıştır. Türk ailesi, geniş aile nizamından çekirdek aile nizamına geçişle ilk büyük darbeyi almıştır. Ebeveynlerin çocuk üzerinde salahiyet vehâkimiyetini esas alan ananevi Türk aile terbiyesi ise kim bilir hangi “özgürlükçü” telakkinin neticesinde ebeveynlerin çocuklarına “arkadaş gibi” davranmaya başlamaları neticesinde, neredeyse tamamen ortadan kalmış durumdadır. Bu durum, pek çok ailede ebeveynlerin çocuklar üzerindeki hâkimiyetlerini kaybetmelerine ve çocukların ebeveynleri idare eden ailenin hâkim unsurları hâline gelmelerine sebep olmuştur.
Aile içinde meydana gelen bu çarpık ilişkilere koşut olarak okullarda çocuklar üzerinde hâkimiyet ve salahiyete sahip olması gereken öğretmenlerin bu yetkileri de çeşitli kanuni tanzimatla ellerinden alınmıştır. Öğretmenlerin bu salahiyetlerini kaybetmeleri neticesinde, çocuklar üzerinde hiçbir müeyyide kudretleri kalmamış, çocuklar tamamen disiplinsiz ve intizamsız bir muhitte büyüyen laubali varlıklar hâline gelmişlerdir.
Hiçbir kaide, nizam, usul ve düstura tabi olmadan büyüyen bu laubali çocuklar, muhtelif sosyal medya mecralarında maruz kaldıkları her türlü melanetin tasallutu karşısında, savunmasız ve kolayca tahakküm altına alınabilen zayıf tabiatlı şahsiyetlere dönüşmüşlerdir. Netice itibarıyla cemiyet, kim bilir hangi saiklerle okullardaki elim hadiseleri gerçekleştiren çocuklarla karşı karşıya kalmıştır.
Bu elim hadiseler ve cemiyet hayatındaki çöküş, dönüşü olmayan bir merhaleye varmadan bazı tedbirlerin acilen alınması iktiza eder. Bu tedbirlerin alınmasında en büyük vazife devlet yetkililerine düşmektedir. Türk cemiyetini teşkil eden fertlerin de devlet yetkilileri ile ittifak etme konusunda büyük mesuliyetleri vardır. Her şeyden evvel devlet yetkililerinin okullarda hâkimiyetin yeniden öğretmenlere geçmesi için gerekli kanuni düzenlemeleri yapmaları beklenmektedir. Ayrıca yetkililer, cemiyet mensuplarını iki konuda talim ve terbiye etmekle mükelleftirler. Ebeveynlerin bir taraftan yeniden çocuklarını öğretmenlere “Eti senin kemiği benim” düsturuyla teslim edecek şuura erişmeleri konusunda eğitilmeleri elzemdir. Diğer taraftan ebeveynlerin aile içi terbiye konusunda gerekli telakkiyle davranmaları konusunda da şuurlandırılmaları ehemmiyet arz etmektedir. Umum Türk cemiyeti ise toplum hayatının muvazenesini teşkil eden mahalle baskının yeniden tesisi konusunda bilinçlendirilmeli ve cemiyet nizamı tekrar inşa edilmelidir. Beri taraftan devlet yetkililerinin çeşitli sosyal medya mecraları konusunda, iktiza eden tahdit ve kısıtlamaları derhâl uygulamaya koymaları azami derecede ehemmiyet arz etmektedir.
Ailede, okul hayatında ve içtimai muhitte zapturapt altına alınan genç nesillerin kısa sürede Türk cemiyet hayatıyla olan vicdani bağlarını yeniden tesis etmeleri beklenebilir. Bu gençler, tahdit ve kısıtlamalarla sosyal medya mecralarının muhtelif tasallutlarından da muhafaza edildikleri takdirde, Türk cemiyet hayatıyla yeniden kurulan bağların kökleşerek kalıcı hâle gelmesi kaçınılmazıdır. Böylece gençlerin çeşitli şer mihraklarının tahakkümü altında birer canavara dönüşmelerin önü, ebediyen alınmış olacak ve Türk cemiyet hayatı eski muntazam işleyişine yeniden kavuşmuş olacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: