Eskiden bir insanın cebinde 200 lira varsa kendini rahat hissederdi. Bugün ise cebimizdeki en büyük banknot, pazara girdiğimiz anda küçücük bir kâğıt parçasına dönüşüyor. Bir kilo biber, 200 lira.
Bir simit, 20 lira. Bir bardak çay, 25 lira. Bir ekmek, 18 lira. İnsan ister istemez soruyor: Bunlar ithal mi geliyor? Hayır! Toprağı bu ülkenin. Üreticisi bu ülkenin. Emeği bu ülkenin. Parası bu ülkenin. Peki o zaman bu pahalılığın adı nedir? Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir.
Ekonomi, pazarda filesini dolduramayan annenin yüzüdür. Çocuğuna istediği meyveyi alamayan babanın sessizliğidir. Emeklinin market raflarının önünde yaptığı uzun hesapların adıdır. Bugün siyasetin dili ise çoğu zaman gerçek hayatın çok uzağında kalıyor. Birileri sürekli, "yoksul vatandaş," diyerek siyaset yapıyor. Oysa onurlu insanlar, yoksulluklarının meydanlarda dillendirilmesini değil, hayatlarının iyileştirilmesini istiyor. Vatandaşın beklentisi acındırılmak değil; insanca yaşayabilmektir. Pandemi yıllarında gördüğümüz o acı manzara hâlâ tamamen bitmedi.
Akşam pazarlarının kapanmasına yakın saatlerde yere dökülmüş, pörsümüş sebze ve meyveleri toplayan insanlar hâlâ var. Bu görüntüler, istatistiklerden daha güçlü bir gerçeği anlatıyor. Siyasetçinin görevi bu fotoğrafı görmektir. Kürsülerde ezberlenmiş cümleleri tekrar etmek değil; pazarda vatandaşın cebindeki son 200 lirayı anlamaktır. Çünkü hayat, seçim meydanlarından değil; mutfaktan okunur. Milletvekilleri, belediye başkanları ve tüm yöneticiler şunu unutmamalıdır: Makamlar kalıcı değildir. Bugün alkışlanan koltuklar, yarın başkasına emanet edilir.
Geriye ise yalnızca millete bırakılan iz kalır. Bu yüzden "yoksul vatandaş, bize oy veriyor" anlayışından vazgeçmek gerekir. İnsanların ekonomik sıkıntıları hiçbir siyasi söylemin malzemesi olmamalıdır. Milletin derdi oy hesabı değil, geçim hesabıdır. Bugün vatandaşın istediği şey çok basit. Markete girerken etiketlerden korkmamak. Pazardan dönerken poşetini doldurabilmek. Çocuğuna gönül rahatlığıyla bir simit alabilmek. İşte gerçek siyaset, tam da burada başlar. Çünkü açlığın partisi olmaz. Pahalılığın ideolojisi olmaz. Geçim derdinin rengi olmaz. Asla unutulmamalıdır ki; bir ülkenin gerçek zenginliği kasasındaki para değil, vatandaşının yüzündeki huzurdur.
Yorumlar
Kalan Karakter: