Büyükler yorulmuştu.
Kimi makam peşinde koşuyor, kimi para biriktiriyor, kimi de kendi doğrularını dünyanın tek gerçeği sanıyordu.
İnsanlık teknolojiyle göklere yükselmişti ama kalbinin sesini duymayı unutmuştu. Betonlar çoğalmış, ağaçlar azalmış, ekranlar büyümüş, göz göze bakmalar küçülmüştü.
Bir gün dünyanın bütün şehirlerinde tuhaf bir sessizlik başladı.
Televizyonlar tartışmalarla doluydu, meydanlarda insanlar birbirine bağırıyordu. Büyükler çözüm arıyor ama her geçen gün yeni sorunlar üretiyordu. Sanki veliler, öğretmenler, yöneticiler ve toplumun bütün büyükleri aynı sınava girmiş ama soruların hiçbirini doğru cevaplayamamıştı.
Hayatın karnesinde büyüklerin notu zayıftı.
Tam o günlerde bir ilkokul sınıfında öğretmen çocuklara bir soru sordu:
"Bu dünyayı daha güzel yapmak için ne yapardınız?"
Bir çocuk el kaldırdı:
"Önce ağaç dikerdim öğretmenim. Çünkü kuşların da evi olmalı."
Bir başkası:
"Kimsenin aç kalmamasını isterdim."
Bir diğeri:
"İnsanlar birbirine bağırmadan konuşmayı öğrenseydi."
Sınıfın en sessiz çocuğu ise ayağa kalktı.
"Ben insanlara yeniden gülümsemeyi öğretirdim."
Öğretmen sustu.
Çünkü yıllardır kitaplarda, toplantılarda, kürsülerde duyamadığı kadar büyük sözler duyuyordu o küçücük yüreklerden.
Çocuklar henüz dünyayı kirletmemişti.
Onlar bir kuşun yaralanmasına üzülüyor, bir kedinin susuz kalmasına ağlıyor, arkadaşının kalbi kırıldığında kendi kalbi kırılmış gibi hissediyordu.
Irk bilmiyorlardı, ayrım bilmiyorlardı, makam bilmiyorlardı. Bir topun peşinde koşarken zengin-fakir ayrımı yapmadan aynı sevinçte buluşuyorlardı.
Çünkü çocukların ülkesi kalpti.
Yıllar geçti.
Büyüklerin "olmaz" dediği birçok şeyi çocuklar gerçekleştirdi. Çevreyi koruyan projeler yaptılar. Yaşlılara yardım ettiler. Hayvanları sahiplendiler. Savaşların değil barışın dilini öğrendiler. Birbirlerini dinlemeyi, paylaşmayı ve birlikte yaşamayı başardılar.
Dünya yavaş yavaş değişmeye başladı.
Çünkü çocuklar büyüdü ama içlerindeki çocuğu öldürmediler.
Bir gün yaşlı bir adam torununa sordu:
"Evladım, bunca karmaşanın içinden dünyayı nasıl kurtardınız?"
Çocuk gülümsedi.
"Aslında çok kolay dedeciğim. Siz büyükler her şeyi büyüttünüz. Kavgaları büyüttünüz, hırsları büyüttünüz, öfkeleri büyüttünüz. Biz ise sevgiyi büyüttük."
İşte o gün herkes anladı ki dünyayı ne güçlü ordular, ne büyük servetler, ne de yüksek binalar kurtaracaktı.
Dünyayı; bir çiçeği koparmaya kıyamayan, bir kuşun açlığını dert eden, arkadaşının gözyaşını kendi gözyaşı sayan çocuklar kurtaracaktı.
Belki de hayatın en büyük gerçeği buydu:
Veliler sınıfta kalmıştı..!
Ama çocuklar, insanlık adına verilen sınavın en çalışkan öğrencileri olmaya devam ediyordu.
Dünya, onların temiz kalplerinde yeniden doğuyordu. Çünkü yarının umudu, bugünün çocuklarının gözlerinde parlayan o masum ışıkta saklıydı.
Dünyayı gerçekten çocuklar kurtaracaktı. Çünkü onlar hâlâ sevginin mümkün olduğuna inanıyor, ve hedefleri uygulamak. Dünyayı Çocuklar Kurtaracak
Büyükler yorulmuştu.
Kimi makam peşinde koşuyor, kimi para biriktiriyor, kimi de kendi doğrularını dünyanın tek gerçeği sanıyordu.
İnsanlık teknolojiyle göklere yükselmişti ama kalbinin sesini duymayı unutmuştu. Betonlar çoğalmış, ağaçlar azalmış, ekranlar büyümüş, göz göze bakmalar küçülmüştü.
Yorumlar
Kalan Karakter: